Uzmanlara Danışın
1000 sola karakterler

Beslenme ve Diyet - Op. Dr. Pınar Yalçın Bahat

Beslenme ve Diyet - Op. Dr. Pınar Yalçın Bahat

Yazan: Dr. Pınar Yalçın Bahat

Beslenme hiç kuşkusuz ki hayatımızın vazgeçilmezleri arasında yer almaktadır. Son dönemde beslenme ile hastalıklar arasında ki ilişki daha fazla göze çarpmakta. Özellikle günümüz iş hayatı ile birlikte hazır gıdaların hayatımızda daha fazla yer kaplaması ile bunun etkisini daha belirgin bir şekilde görür olduk. Buna en güzel örnek olarak Endometriosis’in plaza kadınları olarak tabir ettiğimiz genç nesil çalışan bayanlarda daha sık görüldüğünü bilmekteyiz.. Özellikle hazır gıdalarda bulunan koruyucu maddeler ve hormonlar, ta çocukluğumuzdan itibaren hepimizi etkilemekte, fitoöstrojenler ve fast food’larda bulunan katkı maddeleri kızlarımızda erken menarjı tetiklerken ileri dönemde maruz kalınan hormonlar gerek adet düzensizliği gerek kısırlık gerekse konumuz olan ve pek çok semptoma sebep olan endometriozise neden olmaktadır.


Patofizyolojisine yanı sebep olan mekanizmaya bakıcak olursak endometriozis de bir enflamatuar yani iltihabi süreç olduğunu ve bunun zaman içinde yayıldığını bilmekteyiz. Bunun için özellikle sağlıklı beslenirken bu süreci durdurucak en azından beslenme ile yavaşlatıcak bir yol seçebiliriz. Bunun için özellikle Anti-enflamatuar etkili yani bu iltihabi süreci yavaslatıcak şekilde beslenmeye özen göstermeliyiz.


Aşağıda vereceğimiz beslenme önerilerinin hepsi bilimsel yayınlara dayanılarak anlatılmaktadır. Sizinde yararlanabilceğiniz bu yayınları yazımızın sonunda sizinle paylaşacağız.

Nedir Anti-Enflamatuar Beslenme ?

SU
Vücudumuzun % 70 inin SU ‘ dan oluştuğunu artık hepimiz biliyoruz. Temel yapıtaşlarımızı ve gerekli mineral ihtiyacımızı karşılarken aynı zamanda vücuttaki atıkları uzaklaştırması açısından vazgeçilmezlerimiz arasında ilk sırada yer almalı.. Tüm diğer gıdalar görevini yaptıktan sonra gerekli miktarda su tüketimi ile bunu destekleyerek vücuttan toksik maddelerin atılımı sağlamalıyız.. Vücutta pek çok enzimatik faaliyet ve döngü içinde su olmazsa olmazdır. Bunun için hepimiz günde 2 ila 3 litre arasında su tüketmeli ve bunun yeterli düzeyde gidip gitmediğini idrar rengine bakarak takip etmeliyiz. Zaman içinde kendi rutinimizi ayarlamış oluruz.


FAST FOOD KÜLTÜRÜNÜ HAYATIMIZDAN ÇIKARIYORUZ
Hepimizin bildiği zararlarının yanında içeriğinde ki pek çok kimyasal ve yüksek oranda ki trans yağlar.. enflamatuar mekanizmayı şiddetlendirmekte vücutta Endometriozis , Alzheimer, Diabet Çölyak, Obezite ve Enflamatuar kökenli onlarca hastalığa yol açmaktadır. Montreal şehrinin Forscher Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, bu besinleri uyuşturucu maddeler grubuna dahil etmekte, hatta durum o halde ki, uzmanlar düzenli şekilde bu besinlerden kullananları, eroin ve kokain bağımlısı hastalarla aynı kategoriye koymaktadır.

ASİTLİ İÇECEKLERİ TÜKETMİYORUZ

Asit içerikli tüm içecekleri hayatımızdan çıkarırken Kafein tüketimimizi de minimal e düşürüyoruz.


Koyu Yeşil Mor Sebzeler
Elbette tüm sebzeleri diyetimizin ana merkezine koyuyoruz. Ancak koyu yeşil ve mor renkli sebzeleri daha fazla tüketiyoruz çünkü bu besinlerin bizim istediğimiz anti-enflamatuar ve alkali etkisinin daha fazla olduğunu biliyoruz.


TAHILLAR Tüm Dünyada olduğu gibi Türkiye de de bizlerin ana besin maddesi olan ekmeğin ham madesini tahıllar oluşturmaktadır. Öncelikle söylemek gerekirse tahılları kısıtlama hatta mümkünse diyetinizden çıkarmanızı isteme sebebimiz çoğunun genetiğinde yapılan değişikler ve içinde ki gliadin adlı maddenin yarattığı enflamatuar ( iltihabi reaksiyon). Bu madde vücutta pek çok allerjik reaksiyonu tetiklemekte ve olusturmakta aynı zamanda yoğun bir enflamasyona sebep olmaktadır. Bizim endometrioziste yaşadığımız pek çok ağrılı sürecin artmasına ve zaman içinde şiddetlenmesine neden olmaktadır. Özellikle çocuk yaşlardan itibaren yoğun tahıl maruziyeti olan çocuklarda enflamatuar kökenli hastalıklar ve allerjik bünye yapısı daha sık görülmektedir. Bu nedenle buğday , arpa, irmik, kuru fasulye, mısır gibi yiyecekleri hayatımızdan mümkün olduğunca çıkarmalı tahıllarla olan beslenmemizi nohut, mercimek , karabugday, kinoa, pirinç gibi besinlerle devam ettirmeliyiz.

PREBİOTİK Beslenme

Prebiotikleri artık heryerde duyar olduk , eczanelerde bunlarla ilgili sayısı ürün bulunsa da bununla ilgili evimizde ki asıl kaynakları göz ardı etmemeliyiz. Yoğurt ve Ayran bu konuda başta gelen ürünler olurken özellikle evde kendi yaptığımız lahana turşularıda birer prebiotik kaynağıdır. Barsaklarımız için vücudumuzun ikinci beyni ifadesini kullanmaya başladığımız bugünlerde ürettiği çeşitli hormonlar ve kilometrelerce uzunlukta ki sinir ağı ile vücudumuzda ki enflamatuar ( iltihabi) süreçlerde önemli bir rol oynamaktadır. Özellikle bizim hastalığımızın seyrinde ve ilerlemesinde önemli bir role sahiptir.

FAYDALI YAĞLAR
Kullanmamız gerekenler: soğuk sıkım sızma zeytinyağ, balık yağı, saf tereyagı, hindistan cevizi yağı , avocado, badem ve cevizden çıkan yağlar Özellikle yemek pişirirken yanma derecesi yüksek olduğu için sızma zeytinyağı tercih edilmeli çünkü yanan yağ trans yağa dönüşmekte ve trans yağ size hastalık olarak geri dönmektedir.
Hindistan cevizi yağı MCT (medium-chain triglyceride=orta uzunlukta zincir trigliserit) içeren tek yağdır. MCT daha az yemek yeme isteğine sebep olmak, yağ yakımına yardim etmek, vücuda fazladan kalori yaktırmak gibi yararlara sahiptir. Beyin hastalıklarında tedavi edici,anne sütünde de bulunan içeriğindeki laurik asit ile vücudu bakteri ve mikroplardan arındırıcı, açlık giderici, keton üretimine yardımcı, kolestrol düşürücü, kalp hastalıkları ve Alzheimer dan koruyucu özelliklere sahiptir. Yeni Zellanda’ya bağlı Tokelau Adasında yaşayan insanların günlük beslenmelerinin %60’i hindistan cevizidir ve ada halkı hiç hasta olmamaları ile ünlüdür, adaya kalp hastalıkları hiç uğramamıştır. Uzak durmamız gerekenler ise : mısırözü, ayçiçek, riviera zeytinyağ, margarin ve türevleridir.

  1. http://www.medicaldaily.com/high-carb-childrens-diet-leads-lifelong-obesity-244689
  2. http://www.scientificamerican.com/article/carbs-against-cardio
  3. http://articles.mercola.com/sites/articles/archive/2013/11/04/saturated-fat-intake.aspx
  4. http://www.sciencedaily.com/releases/2014/03/140330151318.htm
  5. http://www.ewg.org/research/anti-label-lobby
  6. http://www.gmo-compass.org/eng/regulation/labelling/

SOYA VE BENZERİ FİTOÖSTROJEN İÇEREN GIDALAR

Bu gıdalar vücudumuzda ki östrojen oranını arttırdığından ve endometrioziste de karşaılanmamış östrojen maruziyeti olduğu için , var olan tabloyu daha da kötüleştirmemek için tüketmiyoruz.

ALTIN DEĞERİNDEKİ BESİNLER


ZERDEÇAL
Özellikle bu başlığı kullanıyorum çünkü elimizin altında öyle kıymetli besinler var ki değerini bilmiyoruz.. Kanserin dünya genelinde görülme sıklığını araştıran uzmanlar (ferlay et al) Hintlilerin Amerikalı akranlarına göre 5 kat daha az meme, 8 kat daha az akciğer, 9 kat daha az kolon, 50 kat daha az prostat kanserine yakalandıklarını görmüş. Hintlilerin yasam standartı ve çevreleri itibariyle daha fazla kanserojene maruz kaldıkları düşünüldüğünde bu oranların nasıl oluştuğu yeni bilimsel araştırmalara neden olmaktadır.
Bunların en başında bence ve pek çok uzman tarafından da kabul edilen ‘’ ZERDEÇAL ‘’ .. Bu aralar hepimiz çok duyduk biliyorum, ancak anti- kanserojen etkisi ve bizim için önemli olan anti enflamtuar özelliği sayesinde başlı başına altın değerinde.. Ancak tüketiminde dikkat etmemiz gerek tek başına yememek çünkü tek başına alındığında biyoyararlanımı yani vücudumuza yararı oldukça düşük .. Bu nedenle ;
Tek başına vücuda alındığında neredeyse etkisiz olan zerdaçalın anti-kanser ve anti-enflamatuar özelliklerini gösterebilmesi için 2 kural var: Karabiberle beraber tüketmek: karabiber içeriğinde piperine curcumin etkisini 2000 katına çıkarıyor. Vücut tarafından emilimini sağlamak için yağlı gıdalarla birlikte tüketmek.

Yayınlar


RAFİNE ŞEKER

Kesinlikle tüketmememiz gereken besinlerin başında rafine şeker ve şeker ürünleri gelmektedir. Genel anlamda daha önce tahıllarda bahsettiğimiz benzer enflmatuar mekanizmaları tetikleyerek hastalık derecesini ve ağrı miktarını arttırmaktadır.

RESVERATROL

Resveratrol (3,5,4'-trihidroksistilben), kırmızı üzüm, yerfıstığı, dut, sarı çam, ananas,yaban mersini, kranberi de bulunan bir maddedir.


1970’lerde yürütülen bir epidemiyolojik çalışmada kırmızı şarap tüketimi ile kardiyovasküler hastalık gelişimi arasında ters ilişkinin tespit edilmesi ile kalp ve damar sağlığının korunmasında kırmızı şarap dikkatleri çekmiş ve yapılan çalışmalar sonucu resveratrolün kırmızı şarap içerisindeki etkili bileşen olduğu kanaatine varılmıştı. Yürütülen deneysel çalışmalarda resveratrolün çeşitli kanser hücreleri (lösemi, göğüs, prostat, kolon, pankreas, baş ve boyun karsinomaları, vb.) üzerinde apoptozu indükleyerek antiproliferatif etki gösterdiği bildirilmektedir. Önemli olan husus normal hücreler üzerinde apoptoza yol açmamasıdır.


Benzer mekanizmayı endometriozis hastalığında da yaşadığımız için sürece etkili bir madde olduğunu görmekteyiz.

ZENCEFİL

Kuvvetli anti-enflamatuar ve analjezik etkisi ile hem koruyucu hemde ağrı kesici olarak etkin rol oynamaktadır. Farklı şekillerde yiyeceklerimizin içine katarak tüketebileceğimiz gibi belli miktarda direkt olarak da tüketebiliriz.


TARÇIN
Yine anti enflamatuar etkili diğer bir besinimiz. Pek çok yiyeceğimize katarak kullanabiliriz. Enflamatuar kökenli tüm hastalıklarda etkili olmaktadır
Copenhagen Üniversitesinde yapılan bir çalışma sonucunda bir hafta boyunca her sabah 1 çay kaşığı balla çeyrek çay kaşığı tarçını karıştırıp yiyen hastalarda günlük fiziksel aktivitelerini yaparken belirgin bir rahatlama görülmüş,bir ay boyunca kullanan hastalar vücutlarında ki eklem ağrılarından belirgin olrak azalma hissetmiştir.


D VİTAMİNİ
Kadınlarda ve hayvan çalışmalarında , düşük D vitamini düzeyleri gibi bozulmuş doğurganlık ve endokrin koşulları ile ilişkili olan endometriozis ve polikistik over sendromu (PCOS) . Doğurganlık üzerinde etkisi bile donör yumurta kullanılarak yapılan yardımlı üreme durumlarında farklılık gösterir.


Yine başka bir çalışmada kadınların D vitamini düzeylerine göre sonuçlar dramatik farklılıklar bulundu . Yetersiz D vitamini düzeyleri ile olan kadınların sadece % 31 inde spontan doğum izlenirken yeterli D vitamini düzeyi olan kadınlarda ise bu oran , % 59’a çıkmaktadır.

  • Novel roles of vitamin D in disease: What is new in 2011?_European Journal of Internal Medicine,Volume 22, Issue 4, Pages 355-362, August 2011
  • Natinal Institude of Health;Dietary Supplements Fact Sheet.

Endometriozis tedavisi multidisipliner olduğundan, tedavi takım halinde birleştiren beslenme hastalık önleme ve yönetiminde önemli bir rol üstlenebilir.

Yazan: Dr. Pınar Yalçın Bahat

Bu site Endometriozis ve Adenomyozis Derneği tarafından ülkemizde hastaların bilgilenmesini için hazırlanmış bir kaynak site bulunmadığı dikkate alınarak, halkımızın endometriozis konusunda bilgilendirilmesi amacıyla oluşturulmuştur.

http://www.endometriozisdernegi.org


Sosyal Kanallarımız